Sohbet, Bedava sohbet, Sohbet odalari, Chat, Canli Sohbet, cet, siber alem sohbet,sohbetci, alemsohbet, sohbet odalari, sohbetim, muhabbet, islami sohbet

     Nickinizi yazip sohbete baslayin 
 
 
sohbet



KENAN DOĞULU SAHNEDE

KENAN DOĞULU SAHNEDE

KENAN DOĞULU, 2009 YILINI DEV BİR KONSERLE KARŞILAYACAK.

Yaz konserlerinin ardından sonbaharı sahneden uzak geçiren Kenan Doğulu, 2009 yılını dev bir konserle karşılayacak. Yılın ilk Kenan Doğulu konserleri, BKM Organizasyonuyla 24 Ocak’ta İstanbul’da; 31 Ocak’ta Ankara’da gerçekleşecek.


GÜNAY BALIK RESTAURANT’TA SAHNE ALAN SİBEL BİLGİÇ KONUKLARA EŞSİZ BİR GECCE YAŞATTI.

SİBEL BİLGİÇ İLE EŞSİZ GECCE

GÜNAY BALIK RESTAURANT’TA SAHNE ALAN SİBEL BİLGİÇ KONUKLARA EŞSİZ BİR GECCE YAŞATTI.

Mehmet Dalmaz ve Nil Burak gibi ünlü isimlerin de izlemeye geldiği Sibel Bilgiç, bir ara ayakkabılarını çıkarıp çıplak ayakla şarkı söyledi. ‘Kısa olunca seksi değil ama sevimli oluyorum’ diyen espiri yapan Sibel Bilgiç, geçirdiği ameliyat dolayısıyla sahnede rahatsızlığını hiç belli etmedi. Bilgiç, Nil Burak’la düet de yaptı.


SEKSTEN KORKUTAN NEDENLER

Kadınların gizli kalmış flörtle ilgili çekinceleri neler? İşte kadınları flörtten uzak tutan 10 neden..
1- Sevgilisiyle buluştuğunda onun başka bir kadına baktığını farketmesi yıkıcıdır.

2- Cep telefonunu ortada bırakan bir erkek kadının aklının telefonda kalmasına neden olur. İlginizi sadece ona verdiğinizi belirterek cep telefonunuzu kapatın ya da sesini kısıp çantanıza koyun.

3- İlk buluşmada giydikleri elbisenin rengini erkekler çok farketmese de önemserler.  Yanlış mesaj vermekten korkarlar.

4- Ne yiyeceklerine karar veremezler. Salata yediklerinde zayıflığına düşkün, pizza yediklerinde obur olduğunu düşünmenizden çekinirler.

5- Buluşmada ne içtiği önemlidir. Seçtiği içkisi, miktarıyla yanlış anlaşılmaktan çekinir.

6- Fazla konuştuğunu ve sıkıcı olduğunu düşünmek.

7- Cahil ve zevksiz izlenimi bırakmak.

8- Herşey çok büyüleyici giderken aptalca birşey söyleyip büyüyü bozmaktan korkarlar.

9- Randevunun tam ortasında sıkışıp tuvalete gitmek zorunda kalmak.

10- Hesabı kimin ödeyeceği kadınları korkutur. Kendileri ödediğinde garipserler, partnerleri ödediğinde para avcısı olarak algılanmaktan korkarlar.Kadınlar seks yaşamlarında en büyük korkuları neler?

 

 

İşte 9 seks korkuları..

 

1- Şişman ve çirkin görünmekten korkarlar.. Güneşli bir günde bol giyiyorsa, sürekli siyah giyiyorsa ve yataksa partnerinden uzak duruyorsa şiman ve çirkin görünme korkusu yaşarlar.

2- Yataktayken ışıkların açık olmasından korkarlar..

3- Yanında prezervatif bulundurduğu için yanlış anlaşılmaktan..

4- Hemen yatağa girdiklerinde ona saygı duymayacağınızdan..

5- İlk defa sevişmelerinin kötü olacağından..

6- Partnerine kilotlu çoraplı olarak görünmekten..

7- Kötü koktuğunuzu düşünmenizden..

8- Erkeği cinsel olarak tatmin edemediğini düşünerek, uç noktada isteklerde bulunmanızdan..

9- Kadınlar sadece seks objesi olarak görünmek değil, zeka ve feminist yanıyla saygı duyulmak ister. Fakat her zaman böyle zeki görülmekten korkar, seksi yönünün ön plana çıkmasını ister.


BARBİE’NİN O KADAR SEKSİ OLMASININ NEDENİ DE BUYMUŞ

‘Barbie’ yaratıcısı seks tutkunu çıktı

HAKKINDA KİTAP ÇIKTI: Özellikle kız çocuklarının sevgilisi olan Barbie ve Ken bebeklerinin yaratıcısı Jack Ryan’ın bir sekskolik olduğu öğrenildi.

1991′de 65 yaşındayken ölen Ryan için yazılan biyografide evinde grup seks partileri düzenlediği belirtildi.

Aralarında Hollywood aktrisi Zsa Zsa Gabor’un da olduğu 5 kadınla evlenen Ryan’ın seks düşkünlüğünün mini etekli Barbie modellerine ilham kaynağı olduğu da kitapta belirtiliyor.


Bayram karamsarlığı

Batı’daki dini içerikli kutlamalarla İslam’ın bay-ramlarını düşündüğünüz oldu mu hiç? Hristiyanlık’taki Meryem Ana Günü, Paskalya Yortusu gibi, Yahudilerin Pasah ya da Yom Kipur gibi kitlelerin ilgi gösterdiği bir ‘etkinliğe’ dönüşememiş, dolayısıyla moda olamamış dini törenlerde olduğu kadar, Christmas gibi din farkı gözetmeden tüm dünyayı aynı tarih altında buluşturan bayram kutlamalarında da, İslam bayramlarına benzer ne bir sosyal dayanışma örneğine rastlayabilirsiniz, ne de o dayanışmanın verdiği içsel hazla birleşen kutlamanın dönüştürücü gücünü soluyabilirsiniz mesela.

Evet, Hz. İsa’nın doğum gününün habercisi sayılarak kutsallık atfedilen Christmas’da Jingle Bells melodileri eşliğinde Noel Baba’nın çocukların, çamlara asılı çorapları içine çeşitli türde hediyeler sokuşturduğu rivayeti ve “ailecek sevinçliyiz” tarzı hediyeleşme ritüeli olduğu vaki. Gelgelelim, anafikrini birinde aç ve muhtaç durumdaki “öteki”ni anlama eksenli bir ‘nefs terbiyesi’ ibadetiyle fitre ve zekat üzerine bina etmiş, diğerinde kestiği kurbanı, senede bir kere olsun et yiyemeyen yoksul insanlara dağıtmak yoluyla, din merkezli bir ‘emir’ olarak yardım konseptini kurumsallaştırmış İslam bayramlarındaki kadar geniş tabanlı bir yardımseverlik değil bu. Toplumsal bir ivmeye neden olabilecek bir kuşatıcılığa sahip hiç değil. Batı’da bayramlar en fazla, yaşanmış tarihi olayların hatırasını anmak ve “eğlenmek” üzere bina edilmiş kültürel birer illüstrasyon görünümünde.

Bilmeyen biri mesela, Christmas’ın yardım fikriyle ilgili tek göstergesinin ‘Evde Tek Başına’nın sevimli haylazı Macaulay Culkin’in ‘büyükleri kötü adamlardan kurtarması’ndan ibaret olduğunu düşünebilir ve bunda da haksız olmayabilir. Çünkü iş koşturmacasından bunalmış, çevresinde tek bir akrabası kalmayana dek yalnızlaştırılmış ve bu yokluğun yerine ikame edilerek yıldızı parlatılmış arkadaşlık ve partnerliği de bir yere kadar çekebilmiş mo-dern bireye ‘Holiday’ adlı bir ‘kaçma’ şansı sunduğu için seküler hayat nizamının en önemli ‘kutsal ritüelleri’nden biri haline gelmiştir Christmas ve bireylerin paşa keyfinden öte yükselttiği bir değer de yoktur ne yazık ki…

Batılı dini kutlamalar, seküler hayat nizamı tarafından törpülenecek yönlerinin bolluğundan mı bu derece yalnız ve işlevsizdir, yoksa tarihinin başından bu yana iyiliği ‘emir’ değil, bireyin kendi tercihine bırakarak en fazla ‘tavsiye’ eden tahrife uğramış metinler nedeniyle hep mi böyle ‘evcil’di, değil derdimiz elbette. Ve ‘onların bayramı, bizim bayramımız’ kıyası da değil mevzumuz.

Konu şu ki, ‘diğerkamlığı’ hissetmeyi, ‘öteki’nin halinden anlamayı, yoksulun derdiyle dertlenmeyi şart koşacak derecede önemsemiş bir dinin mensuplarını, günlerdir ’sıla-i rahim yapın, büyükleri ziyaret edin’ diye uyaran yazıların bolluğu ve ‘Ankara’dan gelirken gördüm, İstanbul çıkış yolu kilitlenmişti, herkes mi tatile gidiyor kardeşim’ şikayetlerinin giderek artıyor oluşu.

Hal ve gidişattan şikayet etmeden önce, bayramlarda görülen bu ‘Holiday’ havasının, ‘infak’, ’sadaka’ ve ‘paylaşma’ emri sayesinde kadim bir sosyal yardımlaşma kültürü oluşturmuş dini algının anbean bağlamından koparılmasıyla ilgisini görmenin gerekliliği yani.

Bu yüzden bayram bayram karamsar bir tablo çizi-yor olmak pahasına, ‘Büyüklere vefa kalmadı, tatil der demez güneye koşuyor insanlar’ diye feveran etmeyi bırakıp, ‘bayram’ solüsyonunda bir dengesizliğin oluştuğunu anlamak gerekiyor sanırım. Diğerkamlık, yardımseverlik, nimetlere hamd ve sena oranı eksildikçe, bireysellik tavan yapıyor. Sorunumuz da bu galiba.


Peru’nun Apo’su Guzman Nasıl Boyun Eğdi?

Bazen anlamakta zorluk çekiyorum.
Dünyanın hangi ülkesi vardır ki, kendisine karşı resmen savaş açmış bir terör örgütünün liderine örgütünü yönetme ve suç işlemesini yönlendirme imkanı verir?

Bu imkanlara sahip dünyadaki yegane iki ülke Türkiye ile İtalya’dır herhalde…
Avukatların, Apo efendiyi İmralı’da ziyaret ettikleri günün akşamı Apo’nun verdiği talimatlar internet kanalıyla PKK sitelerinde yer alıyor. Adam Şam’dan bile örgütünü bu kadar kolay idare edemezdi. En azından can korkusu yaşar, huzurlu olmazdı. Şimdi hayat bütünlüğü garantide. Devletin vatandaşına veya diğer mahkumlarına sunamadığı her imkan O’na sunuluyor.
Kazaen gıda zehirlenmesi yaşamasın diye yemeklerini yemeden önce çeşnicibaşı kontrolünden geçiyor. Elbiselerinde kimyasal zehir olmasın diye, elbiseleri giydirilmeden önce kimyasal testlerden geçiyor. Herhangi bir depremde üzerine duvar yıkılmasın diye duvarları depreme dayanıklı şekilde inşa ediliyor. Hatta depremde üzerine kazaen kitaplık, ranza düşer diye hepsi sabitlenmiş.
Bütün bunları bir kenara bırakın, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden kardiyolog, dahiliye, psikolog, ortopedi ve diş hekiminden oluşan 5 kişilik uzman doktor heyeti, Abdullah Öcalan’ı ayda 2 kere genel sağlık kontrolünden geçiriyor. Dişlerindeki dolgular bile tam. Bir vatandaşın dişi ağrısa parasızlıktan 2 ay çektiremez, ama sağlık hizmeti Apo’nun ayağına geliyor. Olsun varsın, zararı yok. Devlete teslim edilmiş tutuklu ve hükümlülerin vücut bütünlüğünün korunması devletin başlıca görevidir. Özellikle de Apo’nun vücut bütünlüğü!.
En büyük endişem, kansere falan yakalanması. Şayet bir kansere yakalanırsa vay halimize…
Ergenekon tutuklusuyken kanserden ölen rahmetli Kuddisi Okkır’a tanınmayan hak O’na tanınır, anında serbest bile bırakılır.

*****

Ceza infaz rejiminde herhalde İtalya’yı örnek aldık.
70’li yıllarda İtalya’yı kana bulayan, hatta İtalya Başbakanı Aldo Moro’yu kaçırıp kafasına üç kurşun sıkan Kızıl Tugaylar örgütünün lideri Renato Curcio yakalandıktan sonra belli bir süre hapis yatmış, ardından Napoli Üniversitesi’nde ders vermeye başlamıştı.
Bakarsınız, kısa bir süre sonra biz de Apo’yu da serbest bırakır, Bilgi veya Bahçeşehir Üniversitelerinde “Siyaset Bilimine Giriş” dersleri vermesini sağlarız.

*****

Terör örgütlerinde lider çok önemlidir. Ya liderini yakalayıp örgütü bitirirsin, ya da bizim gibi güvenli bir ortamda örgütünü yönettirip sonucuna katlanırsın.
Dünyada bizim gibi uzun süreli ve çok kanlı teröre karşı mücadele vermiş ülkelerden bir tanesi de Peru…
80’li yıllarda “Aydınlık Yol” adıyla bildiğimiz Sendero Luminoso adlı bir terör örgütü Peru’yu kan gölüne çevirdi. Örgütün eylemlerine başladığı 1980 yılından örgüt lideri Abimael Guzman’ın yakalandığı 1992 yılına kadar geçen 12 yıllık dönemde resmi kayıtlara göre 23 bin, gayrı resmi kayıtlara göre ise 70 bin kişi terör eylemlerinin kurbanı oldu. Ölenlerin yüzde doksanı örgütün emperyalizmin kucağından kurtarmak(!) için eylem yaptığı Peru yerlileriydi.
Bu Abimael Guzman denen adam, örgütü yönetirken uzun yıllar kimliğini gizlemeyi başardı. Aslında felsefe profesörü idi. Bir taraftan üniversitede derse girip insan sevgisi, barış ve umuttan söz ediyor, diğer taraftan militanlarına insanlara işkence yapılıp öldürülmesi için emirler veriyordu. Bizim gündüz külahlı, gece silahlı dediğimiz cinsten…
Nihayet Peru Hükümeti adama kafayı taktı. 1992 yılında yakaladı.
İlk iş, adama çizgili pijama gibi mahkum elbisesi giydirip, demir bir kafes içinde kamuoyuna teşhir ettiler. Ardından müebbet hapis cezasına çarptırdılar.
Emrinde 10 bin silahlı militan olan böyle bir psikopatı nereye koyarız diye düşündüler. Aynen bizim İmralı adasına benzeyen başkent Lima’nın karşısında 15 kilometre uzaklıktaki San Lorenzo adasında bulunan Callao Deniz Üssü’ne koymaya karar verdiler. Büyük Okyanus’taki bu adaya şahsa özel yeni bir cezaevi yaptılar. Guzman’ı içine koyup, bir yıl boyunca kimseyle görüştürmediler. Ne avukatları, ne anası, ne de babası Guzman’ı göremedi. Guzman bir yıllık hücre cezasında çöktü. Direnci kırıldı. Bu dönem içinde bırakın örgütüne talimat vermeyi, “yoldaşlarım ben hala yaşıyorum” bile diyemedi.
Guzman’ın bu bir yıllık hapis dönemi içinde yanına sadece Peru Milli istihbarat Servisi Başkanı Vladimiro Montesinos girebildi.
Montesinos adamı öyle bir hale getirdi ki, 1993 yılında o binlerce kişinin ölüm emrini veren felsefe profesörü çözüldü, Peru Hükümetiyle barış ilan ettiğini açıklamaya karar verdi.
Derhal televizyon kameraları getirildi ve Guzman televizyondan binlerce militanının yüzlerine karşı “tuttuğumuz yol yol değildir, silahları bırakıp, barış içinde yeni bir Peru kurmamız gerekir” diye seslendi. Televizyonlardan bunu duyan militan yoldaşları apışıp kaldı, şoka uğradılar.
6 bin Aydınlık Yol militanı o hafta içinde silahlarını bırakıp, terörden vazgeçti. Silah bırakmayanlar da çeşitli fraksiyonlara bölünüp, yok olmaya yüz tuttular. Terör eylemlerinde yüzde seksene varan azalma kaydedildi.
İşte Peru’nun izlediği Aydınlık Yol deneyimi bu…
Apo, bu deneyimi bildiği için geçenlerde avukatları aracılığı ile bir açıklama yapmış. Demiş ki “Beni Guzmanvari metotlarla kullanmaları mümkün değil.”
Gerçekten bizim devlet kullanamaz. Kullanacak olsaydı 9 yıldır beklemezdi.
Sen gönlünü ferah tut Abdullah Öcalan, devletimiz sana kıyamaz. Bırak, Guzmanvari metotları, daha İnfaz Kanununa doğru dürüst bir madde ekleyip de, seinle terör örgütün arasında kuryelik yapan avukatlarının görüşmelerini bile kısıtlayamaz. Bizim örnek aldığımız İtalyan modeli nasıl olsa…
Yakında Açık Toplum Enstitüsü’nün düzenleyeceği konferanslara konuşmacı olarak bile çağrılırsan, şaşırmayız…
Peru’da Guzman’ı Perulular yakaladı ve Peru yasalarına uygun ceza çektiriliyor. Seni ABD yakalayıp, Türkiye’nin kucağına verdi. Bu yüzden infazını da ABD’lilerin istediği gibi yapıyoruz!.


Osmanlı Tokadı

Bölücü başı Abdullah Öcalan’a her mitingde isminin önüne “sayın” sıfatı ekleyerek konuşmayı alışkanlık haline getiren DTP’lilerin dertleri, demokratikleşmeden ziyade toplumu germek.
Demokratikleşme olsa, Kürt siyasal hareketinin Stalinist ve totaliter bir PKK çizgisine kaymasını istemezler; toplumu barıştırıcı ve uzlaştırıcı bir söylem kullanmaya gayret ederler.

Dağda elinde silahla kan dökme ve şiddet dışında herhangi bir yeteneği olmayan militanların sözcülüğünü yaparken toplumsal hassasiyetleri göz önüne almıyorlar.
Kardeşim, şiddet uygulayan örgüt İran veya Irak’ta bile bunu yapıyor olsa Türk insanı bunu dışlar.
Bakınız, yıllarca önce Rusya’ya karşı silahlı direniş yapan Çeçenlere karşı bu toplumda belli bir sempati ve hoşgörü varken; Çeçen militanların esir aldıkları Rus askerin canlı canlı boğazlarını kesmelerine ait görüntülerin internet ortamına düşmesi ve aynı dönemlerde Kuzey Osetya’nın Beslan kentindeki bir okulu Çeçen militanların basması sonucunda meydana gelen çatışmalarda çoğu minnacık çocuk 344 kişinin ölmesi, bu sempati ve hoşgörüyü bir anda kaybettirdi.
İşte DTP içinde siyaset yapan iyi niyetlilerin bile farkında olamadığı tuzak bu… Bağımsız siyaset yaptıklarını zannedip, terör örgütünün politika uygulayıcıları olduklarını vatandaşın anladığının daha farkında değiller. Büyüyen tehlikeyi göremiyorlar. Gün geçtikçe kendilerine taraftar kitlenin bile sempatisini ve hoşgörüsünü kaybediyorlar. Meydanlarda kendilerini alkışlayan bir avuç PKK sempatizanının tüm Türkiye’yi temsil ettiğine inanıyorlar.
Oysa geride sessiz ve öfkeli bir kalabalığın her geçen gün kendilerine karşı biraz daha öfkelendiğinin farkında değiller.
Ailesinden beş kişiyi PKK teröründen şehit vermiş Kürt kökenli bir vatandaşımızın, DTP’nin düzenlediği son Bitlis mitinginde Türk bayrağı açmasını, DTP yöneticilerinin “tahrik” ve “kendini bilmez bir kişinin provokasyonu” olarak nitelemeleri Kürt kökenli insanlarımızda da belli bir öfkeye yol açmış.
Kurban Bayramı ziyaretleri esnasında Kürt kökenli bir büyüğümüzü ziyarete gittik. Konu dönüp, dolaşıp PKK meselesine geldi. Bana:
“Sedat Bey, ben Bitlisliyim ve Kürt kökenli bir Türküm. DTP mitinginde Türk bayrağını açan bir vatandaşımıza karşı DTP yöneticilerinin sözleri aklı başındaki tüm Kürt kökenli insanımızı yaraladı. Geniş bir aileyiz. Bayram nedeniyle kiminle görüştüysem, bana aynı şeyi söylüyor: ne olursa olsun, bayrağımız bizim ortak paydamız, bu rengini bizim atalarımızın bu uğruda can vermeleri ile almış, buna laf söyledikleri için artık gözümüzde zerre kadar değerleri yok. Hatta, bundan sonra onlara karşı bakışımız da değişecek.” diye serzenişte bulunmuşlar.
DTP’lilerin savundukları PKK militanları her ne kadar akrabaları olsa da, Türk toplumunun bayrak, şehit, asker gibi hassasiyetlerine karşı topluca saldırıya geçmeleri bunlara karşı aynen dağdaki gibi mücadele edilmesi gerektiğine olan inancı arttırdı.
Her mitinglerinde, her basın açıklamalarında bölücü terörle mücadele ederken şehit olanların ailelerinin ve kolunu-bacağını kaybetmiş gazilerin gözlerinin içine bakarak eli kanlı teröristleri savunmaları hiç kimseyi öfkelendirmese de en azından bu insanlarımızı öfkelendirir.
Bunlar hala; bozkır insanının ne kadar sabırlı olduğunu, sabırlı olduğu kadar da öfkesini içine atarak uzun süre beklediğini ve en sonunda nasıl bir “Osmanlı Tokadı” patlatacağını bilmiyor.

*****

Osmanlı Tokadı dedim de, bu tokadın ne olduğunu bilmeyenlere kısa bir açıklama…

Ben de, Kuleli’de öğrenci iken bize İstanbul’daki Askeri Müzeyi gezdiren Tarih Hocamızdan öğrenmiştim.
Başımızdaki hocamız eski topların yanına geldiğimizde mermerden yapılmış top güllesi zannettiğimiz küre şeklindeki mermerleri görünce:
“Yazık. Bu mermer güllelerin yeri burası değil. Bu mermer gülleler toplarda kullanılmak için yapılmamış. Bunlar “yaran gülleleri”, eğitim için yapılmıştır.” deyince, biz şaşırdık. Sebebini sorduk.
“Osmanlı’nın fütuhat dönemlerinde saraya alınan bedeni gelişmiş, kafası boş devşirme çocuklarından öncü bir birlik oluştururlardı. Azap askerlerinin önünde savaşan bu birliğe “delibaşlar” denirdi. Halk arasındaki adı, şimdi küfür olarak kullanılan asıl anlamı silahsız asker demek olan “dal….klar” denirdi, bunlara. Bunlar yeniçerilerden bile önemliydi. Kesinlikle silah taşımazlar, işlerini elleri ile hallederlerdi. Silahsız oldukları için kıvrak olurlar, kolay hareket ederler ve düşmanı tokatla saf dışı bırakırlardı. Bundan dolayı barış zamanında bunlar tokat antrenmanı yaparken, güçlensinler diye mermerden küre şeklindeki yağlanmış antrenman taşlarına şapada şupada tokat vurulardı. Öyle bir hale gelirlerdi ki, kafasına veya ensesine vurdukları düşman askerinden bir daha hayır gelmezdi.” diye anlatmıştı.
Gerçekten de sonradan araştırdık ki, “Osmanlı Tokatı” bu delibaşların vurduğu tokada deniyormuş. Kolu dirsekten kırmadan, omuzdan güç alarak atılan tokat olduğu için zamanla Avrupa’da bile isim yapmış..
Bu adamlar milleti tahrik ededursun, millet “yaran gülleleri” ile şimdilik antrenman yapıyor.
Bu Osmanlı Tokadını yemek istemiyorsan, tahrik etmeyeceksin, arkadaş… Zira eski dönemlerde düşmana yumruk vurmak ayıp kabul edildiği için mertçe tokat atılırmış.
Demokrasi adı altında gözünü kırpmadan asker şehit eden katili sen demokrasi savaşçısı diye lanse etmeye kalkarsan, bundan zarar gören insan da sana karşı “Osmanlı Tokadı” atma hakkı kazanır…
Osmanlı Tokadını kodu mu da, oturtur.


Aşk acısının ilacı ne?

İngiltere Bristol Üniversitesi‘nde Lesel Dawson isimli doktor ablamızın yaptığı araştırmaya göre Victoria Dönemi doktorlarının acısını fiziksel bir hastalık olarak gördüklerini ve tedavisi için ise yapmalarını önerdiklerini ortaya koydu.

O dönemin doktorlarına ait gün ışığına çıkmamış rapor, reçete ve günlüklerde ortaya çıkan bilgilere göre o dönemde depresyon, ölçüsüz cinsel arzu, kendine hakim olamama gibi durumlarda hastanelere başvuru sıklıkla oluyormuş.
Doktorlar ise bunlara karşılık hastalara müzik dinlemelerini, egzersiz, perhiz ve özellikle yapmalarını söylüyormuş.
Bütün bu bilgileri yeni kitabında toplayan Dawson, karşılıksız ve yasak aşklardaki depresyonların da hastalığı olduğunu vurgulamış.

 

Bir not; Victoria Dönemi ingiliz tarihinde tahtta en uzun süre kalmayı başaran kraliçe I. Victoria‘nın hüküm sürdüğü 1837 ile 1901 yılları arasını kapsıyor, o dönem ingilizlerin sanayi, politika, ekenomik, mimari, sanat ve edebiyat da avrupaya damgasını vurduğu dönem olarak kabul edilir.

Aşk Acısı // Fotoğraf: Can Balcı

Acısı // Fotoğraf: Can Balcı



DOST LiNKLER: > ForuM Forex Saglik Sorunlari lcd televizyon sehpasi film izle online film izle sinema izle ucretsiz sohbet bilgisayar servisi - toner dolum - saglik zayiflama chat siteleri cet sohbet siteleri cet sohbet siteleri mp3 indir escort bayan mirc konu anlatimi Video ndir Sohbet Chat Cografya Bilgi liseli sohbet odalar aksaray fiyatlarimodelleri.com pimapen fiyatlari sohbet chat slami Forum islam sohbet vizyon chat siteleri chat grup hepsi film izle film izle lig tv meyve sepeti knight online - yang fiyat sohbet kanallar canl sohbet karadeniz Sehidim.com Gazeteler sohbet okey film izle Divx ndir Kck Sirlar Sohbet Chat Escort Adult Forum | Damatlk modelleri | Mobilya dekorasyon kiz oyunlari Muhabbet film izle netlog Sohbet Sohbet odalar sohbet odalari sohbet online dizi izle dizi izle sohbet et Koxp Mirc sesli chat Koxp Sohbet indir prefabrik ev sohbet odalari sohbet kanallari mirc indir izlesene video Guncel Haberler 7 Gunde Sigarayi Birak